Diren'iş 52

Dün bahsettiğim gibi bugün yine Kızılay'a gittim. Ben işçilerin yanına Türk İş'in önüne gidiyordum ki sloganlar geldi kulağıma. Köşeden, sesin geldiği tarafa döndüm. Karşımda coşkulu bi kalabalık vardı. Sloganlar beraberce, çok güçlü bi şekilde atılıyordu.

Hemen kalabalığın içine girdim ve kameramı çıkardım.
Aracın üzerinde konuşmalar yapıldı. Bi Tekel işçisinin kızı gerçekten dinlemeye değer bi konuşma yaptı. Bu sözler, o insanlara biraz inanan kişilerin vicdanını titretebilirdi.
Onur Akın da oradaydı. Elinde sazı konuşmaları dinliyor alkışlıyordu. Sonra O aldı mikrofonu. Konuştu; kalabalık beklenenden azdı ama o coşku Onur Akın'ı etkilemiş görünüyordu. Etkilendiğini dile getirdi.

Türkülerini söyledi Onur Akın... Miting sona erdi. Hep beraber Türk İş önüne Tekel işçilerinin çadırlarına gidecektik. Kalabalık dağılmadan oraya doğru yürüdü. Çadırlara vardık... O işçi yüzleri artık tanıdık geliyordu.

Türk İş önünde Kamer Genç'in olduğu haberi geldi. Konuşma yapacakmış. Gittik... Kamer Genç'in beraberinde bazı CHP milletvekilleri de oradaydı. Sonra Onur Akın da geldi. Sırayla konuşmalarını yaptılar. Onur Akın bi türkü daha söyledi. Çeşitli kanallardan haber muhabirleri geldi. Canlı yayında konuştu süslü baylar bayanlar. Sonra gitti onlar, yine biz bize kaldık gibiydi...

Hava yine soğuktu. Az da olsa odun geldi, kırıldı ve sobalara atıldı. Sobalar tüttü kimi zaman, üstler başlar kül oldu. Açlık grevine dayanamayan kadın işçinin sedyeyle hastaneye kaldırılışını izledik...

Tekgıda - İş Sendikası üyeleriyle internet hareketini konuştuk. İnternete yayılması gereken resimlerden bahsettiler bana. Bunun için duvarda asılı bi afişi fotoğraflamamı istediler...

Kar yağmaya başladı. Rüzgar sigara dumanını gözlerimize vurdu.

Ve Diyarbekir çadırında söylenen:
"Bunlar,
Engerekler ve çıyanlardır,
Bunlar,
Aşımıza, ekmeğimize
Göz koyanlardır,
Tanı bunları,
Tanı da büyü..."

Tekel İşçi Direnişi


Nihayet bugün fırsat buldum ve bir otobüse atlayıp Kızılay'a Tekel işçilerine doğru yola koyuldum.

Kızılay'a yaklaştıkça o taraftan gelen araçların üzerindeki kar dikkatimi çekti. O taraflara kar yağıyor olmalıydı. Biraz daha ilerleyince kar toprağın üzerinde de kendini göstermeye başladı.

Otobüsten indim ve doğru Sakarya Caddesi'ne Türk-İş'in önüne yürüdüm. Tahmin ettiğim gibi kar yağıyordu. Çadırlar ve kalabalık dikkatten kaçacak gibi değildi. Çadırları gezinmeye, fotoğraf çekmeye, bir yandan da işçilerle konuşmaya başladım.

Kar ve rüzgâr bir süre sonra şiddetini artırdı. Sobalar yakılmış ve etraflarına toplanılmıştı. Hava gerçekten soğuktu. Konuştuğum bir işçi dünden bahsetti. Dün hava durumu daha kötüymüş. Rüzgârın şiddetinden çadırları parçalanmış.

Başka çadırlarda 4 C statüsünün işçileri nasıl köleliğe götüreceğini konuştuk. Nasıl oluyordu da okullarda öğrencilere birlik beraberlikten bahsedip, diğer taraftan işçilerin sendika kurma hakkını ellerinden almak isteyebiliyorlardı.

Geçenler bana bir liste gönderildi. Listede işçilerin ihtiyaç duyduğu ilaçlar yer alıyordu. Bundan bahsettim onlara. Eğer hâlâ ihtiyaç var yardım etmeye çalışacağımızı söyledim. Bana revirleri olduğunu, ilaç kullanımının çok olduğunu ama bunun karşılandığını söylediler.

Türküler söylendi değişik dillerde. Dinledim...
Hastalanmış işçileri seyrettim, ateşin başında direnişte kalışlarını. Benim gitme vaktim geldi. Buraya yine gelmem gerektiğini biliyorum. Yarın genel grev var. Ve yarın kesinlikle orada olmak lazım...

Vaziyet-i Umumi

Bi süredir yazamıyorum, yine uzunca zaman da yazamayacağım.
Perşembe ve pazar günleri boş vakit bulabiliyordum yalnızca. Fakat artık pazar günlerim kaldı bi tek. O gün de bütün haftanın yorgunluğunu üzerimden atmaya çalışıyorum.

Yine de gündemi, haber bültenlerini takip ediyorum. Blog yazarı arkadaşlarımın yazılarını okuyorum. Mitinglerden, konserlerden haberdar ediliyorum.

Tekel işçilerinden haberim var. Şu sıralar en çok canımı sıkan mesele Tekel işçilerine fiili olarak destek veremeyişim oldu. Direnenleri alanlarda görüp yazmak güzel olurdu.

Hran Dink'den haberim var. Şu sıralar gündemde en çok yer bulan meselelerden biri de bu oldu. Bu konuya basında yer verilmesi iyi bi hal. Gözlerini kapatmış olanlar yine göremeyecek ama yine de iyi.

Kontrgerilla ve darbe konularından haberim var. Genel Kurmaya, "Türkiye'de kontrgerilla var mı?" sorusunun sorulmasını çok yerinde buldum(!) ve alınan cevaba çok şaşırdım(!). Darbe planlarını ise Taraf gazetesi ortaya çıkarıyor, maaaşallah...

Dediğim gibi bi süre daha buralarda olmayacağım. Yine de ara sıra yazmaya çalışacağım. Kesin olarak döndüğümde bütün konuları kapsamlı olarak ele alırım.
Görüşmek üzere. Işık ve sevgiyle...

Kara Kedi Ak Kedi



''...Aşık olmadan evlenmek ise bir çingenenin en son yapacağı bir şeydir.''
Filmi bir elekten geçirecek olursak bütün kargaşa ve komediden geriye bu cümle arta kalır. Emir Kusturica'nın 'Kara Kedi Ak Kedi' filmi...

Filmi ilk olarak Sırpça izlemiştim. Filmdeki o coşku beni etkilemişti. Sanırım bunda film müziklerinin de katkısı çok büyük. Daha önce bu müzikleri hiç dinlememiş olmama rağmen kime ait olduklarını anlamam zor olmadı. Müzikler Goran Bregović'in elinden çıkmıştı. Bu filmde çok güzel bi'şeyler bulabileceğim manasına geliyordu.

Geçenlerde bu film elime geçti. Sevinç verici bi'şeydi benim için. Ben filmin Türkçe dublajlısının olmadığını sanıyordum; DVD'yi çalıştırdığımda karşıma Türkçe dil seçeneği de çıktı. Ben de bu kez Türkçe olarak izledim. Ama ne yazık ki Sırpça olarak izlediğimden aldığım hazzı bu kez alamadım. Türkçe seslendirme gerçekten kötü yapılmıştı.

Yönetmenin Emir Kusturica olduğunu filmin sonunda akan yazılardan öğrendim. Araştırdığımda Emir Kusturica'yla beraber 'Çingeneler Zamanı' filminin çokça anıldığını gördüm. İlerleyen zamanlarda da yine bu filmin adını çokça duydum. Sinemadan anlayan insanlar bu filmi seviyorsa eminim bi değeri vardır. Şimdi hala 'Çingeneler Zamanı' filmini izlemeyi bekliyorum...

Oku Emri

''Vahiy meleği Cebrâil (a.s.) bu ıssız ve karanlık gecede, güzel bir insan suretinde, etrafa ışıl ışıl nûrlar saçarak göz kamaştırıcı bir aydınlıkla Kâinatın Efendisine göründü. Tatlı fakat gür bir sadâ ile hitap etti:
"Oku!"
Kâinatın Efendisini hayret ve korku sardı. Yüreği ürperiyordu!''

Farklılıklar ve Sıradan Faşizm


Yüksek bir insanlık bilinci istiyor olmalı, farklılıklarla yaşayabilmek. İlla sen de böyle - aynı benim gibi ol demeden, üzerinde çok durmadan farklılıkların, farklılıkları kabul ederek yaşamak...

Bir tek rengin, bir tek tonuyla yapılmış bir resim ve dünyada var olan o tek resim... Ne kadar fazla şey ifade edebilir ki? Ne kadar haz verebilir? Ne kadar zaman bakabilirsin o resme?

Burada korkunç bi tehditten bahsediyorum. Toplumu giderek saran ve vahşiliğini her fırsatta gösteren bu şey ''sıradan faşizm''. Bunun uygulayıcıları; içi boş, derinliği olmayan düşünceleri, yargılamadan kabul eden insanlar.

Can Dündar ''İçimizdeki terörist...'' tanımını uygun görüyor sıradan faşizm için. ''...gündelik hayatın içinde aniden ortaya çıkan, daha kalıcı, daha yıkıcı bir düşman: ''İçimizdeki terörist...''

Bunda televizyonun payı azımsanamaz. Televizyon kanallarında yayınlanan, eğilip bükülmüş haberler, sıradan faşizmin en önemli körükleyicisi. Kimi zaman taraflı medya bunu isteyerek yapıyor.

Ya da şöyle bi durum var: Mesela o gün doğuda PKK ile girilen çatışmada askerler hayatını kaybetti. Halkın milli duyguları kabarmış durumda. O gün ajanslar delicesine doğu - sınır - PKK haberi yapıyor. Bütün haber kuşağı bu haberlerden oluşuyor. Çünkü reyting getirecek haberler o gün için bunlar. Tv kanalı kendi kazanımına bakıyor. Ama bu sırada kolaylıkla yönlendirilebilen insanlar genelleme yapıp tüm Kürt'lere karşı bi nefret geliştiriyor.

Burda doğru olanın yanlış olanı kabul etmesinden bahsetmiyorum. Doğru olan her zaman doğrulunu ispatlamak için savaşmalıdır. Düşüncenin kavgası her zaman var olacaktır. Bişey için kavga edeceksek bu düşüncelerimiz olsun. Eğer bişeyler aynı olacaksa bu 'toplum için yararlı ve beraberce kabul ettiğimiz doğru düşünceler olsun'.
Ama insanlar içki içen, namaz kılmayan veya tanrıya inananmayan kişilerin olduğunu kabul etmeli; onları değiştirip, kendileri gibi yapmaya çalışmamalıdır. Bireysel farklılıklar kaldırılmaya çalışılmamalıdır. (Bu geniş anlamda etnik kültür farkını oluşturur ve bu farklılıkları kaldırmak bir topluma faşizm uygulandığı anlamına gelir.)

Bu kadar zorsa eğer... Yüksek bir insanlık bilinci istiyor olmalı, farklılıklarla yaşayabilmek...

21 Kasım Mitingi


Geçtiğimiz cumartesi günüydü, yani 21 Kasım... Gençlik Parkı önünde toplanıp Kolej Meydanına yürünecekti. ''Açlığa, yoksulluğa, işsizliğe, zamlara hayır!'' demek için toplandık. Saat 13'de toplanmaya başlanacaktı, ben saat 13'de evden çıktım. Bir saatlık yoldan sonra saat 14'de oradaydım.

Tkp, Ödp ve Dtp oradaydı. Tkp'lilerin yanına gittim. Dağıtılan Yurtsever'lerden aldım, daha sonra okumak üzere parkamın iç cebine koydum. Fotoğraf makinemi çıkarıp bikaç kare çekmek istiyordum. Kaldırımda oturmuş, Yurtsever okuyan, hayli ihtiyar adam dikkatimi çekti. Ben fotoğraf makinemi çıkardım ama geç kaldım. İstediğim kareyi yakalayamadım, gazeteyi katlayıp cebine koydu ihtiyar...

Kalabalığın ilerlemeye başlamasıyla durduğum kaldırımdan kalabalığın içine girdim. ''İşbirlikçileri, Yobazları, Piyasacıları Durduracağız!'' yazan büyük pankartın arkasından yürüyorduk. Sloganlar eşliğinde güzel bi yürüyüş yaptık. Yol kenarlarında kamerayla çekim yapanlar, fotoğraf çekenler; bisürü insan en azından cebinden telefonu çıkarıp bizi çekiyor... 'Bu insanlar her gördükleri mitingi böyle çekiyor mu?' diye merak ettim açıkçası. 'Yoksa bunların hepsi solcu mu?' bizi çekip sonra birilerine ''Bak işte gör bizimkileri'' diyecek. Yok artık, nerde o sosyalist potansiyel?

Derken Kolej Meydanına vardık. Meydana girerken polis aramasından geçiyoruz. Üstümüzü yokluyorlar kendilerince. Bir sıra halinde polisler; ilki aramadıysa ikincisi, ikincisi aramadıysa üçüncüsü... Kendimi aratmak pek hoşlanacağım bişey değil. Ki aratmadım da, geçtim ve girdim meydana. O arada polisin biri mitinge gelenlerden birine soruyor ''Seni aradılar mı?'' diye. Sanki bu adam kötü niyetli olsa, üzerinde tehlikeli bişeyler taşısa ''Yok beni aramadılar'' diyecek.

Miting alanında insanlar arasında bi samimiyet vardı. Birbirini tanımayan insanlar da buna dahil. Çünkü önemli bi ortak nokta var. Bundan dolayı insanlar birbirine çok daha rahat yaklaşabiliyor...

Parti temsilcileri konuşma yapmak üzere sırayla kürsüye davet edilmeye başlandı. O arada elime bi Tkp bayrağı tutuşturdular, itiraz etmedim. Kalabalığın içinde bi süre durup konuşmaları dinledim. Sonra kalabalığın kenarına çıktım. Yanıma bi kız geldi o ara. O beni tanıyormuş ama ben onu tanımıyordum. Tanıştık, ben de onu tanımış oldum. Emep'li olduğunu söyledi. Elindeki pankartı gösterdim üzerindeki Türkiye Komünist Partisi(Tkp) yazısını kastederek. ''Emep'liyim ama bugün Tkp'liyim'' dedi. Biraz konuştuktan sonra el sıkıştık, arkadaşlarının yanına gitti. Ben kaldırıma oturup gazetemi okumaya başladım...

Az sonra miting bitti, konser başladı. Grup Günyüzü sahnedeydi. İlk söyledikleri türküyü dinleyip Kızılay'ın daha merkez bi yerine doğru yürüyen Tkp'lilere katıldım. Sloganlar eşliğinde yürüyüp bir sokak arasında yürüyüşü sonlandırdık. Bi süre Kızılay'da gezindim. Zafer Çarşısına gidip kitaplara göz atmayı unutmadım tabi... Saat 19 gibi evde oldum. Bi miting daha işte böyle geçti...